ANTALYA SAÄžLIKTA NEREYE KOÅžUYOR ?

2010 Yılının ilk aylarındayız.Antalya’da yaşamayanlar veya bilmeyenler Antalya’yı televizyoında gördükleri otellerin havuzlarındaki manzaralar gibi zannederler. Halbuki şehrin iç kısımlarında bebek ölüm hızı yüksek, hava kirliliği artmış, su kaynaklarımız azalmakta ve kirlenmekte, denizlerimiz kirlenmiş, halkımız ekonomik krizin altında ezilirken, tedavi masrafları bu ezilmeyi arttırmış, hekimler emekli olmak veya kamudan ayrılmak zorunda bırakılmış, vatandaş adeta hekimle düşman haline getirilmiş, sağlık sistemi kargaşa ve nereye gittiği belirsiz bir hal almıştır. Nüfus oranımız ve sağlık hizmet kalitemiz aynı oranda artmamasına rağmen sağlık masraflarımız artmıştır.
Ana görevimiz halkın sağlığını korumak, bu koruyucukla ilgili gelişmeleri sağlamak, en uygun masrafla, tasarrufu ön planda tutarak, adaletli, demokratik dağılımı sağlamak, aynı şekilde tedavi hizmetlerini sunmak ve yürütmektir.Sağlıkla ilgili yolsuzlukları saptamak elbette ki görevimizdir.Ancak hekimi, sağlık çalışanlarını, eczacıları, bu işle uğraşan şirketleri rencide etmek, halka nabzet olarak sunmak değil; bu yolsuzlukları önceden tesbit etmek, önlemlerini almak, müsaade etmemektir. Bu vesile ile ekonomiye milyarlarca liraya mâl olan, her biri birer milli hazine olan hekim ve sağlık çalışanlarını, ilaç ve tıbbi malzemeleri muafaza edip, tasarrufu sağlamak ön plana çıkmalıdır. Yerli sanayinin  kalkınması gerekmektedir. Bunu yaparken de; tüm üretici firmalara basit şekilde, gerekli ileri ve geriye dönük kontrolleri yapmadan ilaç ve tıbbi malzemeler için yeterlilik belgesi verilmemelidir.Mevcut olan kanunlarımızın işlevini tam sağlamak gerekmektedir. Bu kanunlarda ki; milli sermayeyi engelleyen, işlevliğini aksatan kısımların tesbiti ve düzenlenmesi gerekmektedir.
Su ve su kaynaklarımızı hızla kaybetmekteyiz Temiz su kaynaklarını yerleşim alanı haline çevirmek halk sağlığı açısından en önemli hatalarımızdan biridir. Bu kirlenmeyi; Kırkgöz su kaynağının bulunduğu göller bölgesinde, Duraliler,Boğçayı,Yukarı Karaman bölgesindeki kuyu yakınlarnda görmekteyiz. Artık; mağra kaynağı, iskele kaynağı, hurma pınarları, arapsuyu kaynakları, düden şelalesi, yamassas-kemerağzı kaynaklarını kaybetmek üzereyiz. Hatalı yerleşim planları yanında; Taş ocakları da kirlenmeyi arttırmaktadır. Bu yüzden Manavgat oyma pınar barajına yönelmek hem ekonomik açıdan bir külfiyet getirmekte ve elimizdeki su kaynaklarını heba ettiğimizin göstergesidir. Ayrıca denizle Antalya’yı ayıran adeta bir duvar olan otellerimiz mevcuttur. Kaldı ki turizmin esas gelir getiren şekli olan küçük işletme sisteminden maalesef ayrılmış durumdayız. Her bir turistin şehrimize bıraktığı döviz miktarı azalmıştır. Kaliteli turistin kaçtığı, işletme sisteminin kârsız gördüğü 2000 yatak altı otellerimiz ve pansiyon evlerimiz kaybolmuştur. Turistin kişi başına tükettiği su miktarını biz kendi elimizle arttırdık. Bu otellerin atık suları; arıtma tesisi sistemi kurulmamış, adeta kendi müşterisine namzet olması için; kısa mesafeli tahliye borularıyla denize atılmıştır. Şehrin merkezine arıtma tesisi kurularak ve su kaynaklarının kirliliği de denizi etkilemesi ile Antalya Körfezi, kirliliğe mahkum edilmiştir.
Hava kirliliği, yanlış sanayi yerleşimi, uygunsuz kömür kullanımı ve dağıtımı, yanlış soba ve kalorifer yakma yöntemleri, trafiğe ve araç taşımacılığına tam bağımlılık sağlığımızı etkileyen faktörlerdendir. Halka kalitesiz kömür dağıtmak ve kaçak kömürün başka şehirlerdeki sıkı denetimler yüzünden Antalya ya kaymaktadır. Bunu engellemek gerekmektedir. Ayrıca mahalle toplantıları düzenlemek, eğitim merkezleri kurarak; soba yakan, kalorifer kullanan vatandaşın eğitilmesi, uygun yakıt sisteminin kullanılması gerekmektedir.
Araçların trafikteki sayısı giderek artmakta; toplu taşıma sisteminden giderek uzaklaşılmaktadır. Yapılan tramvay sistemlerinden bir tanesi sadece görsel olarak hizmet etmektedir. Kısa mesafe ve gerekli yerlerde yer altına alınmaması; dolayısı ile hem küçük esnafı bitirmiş, zaten artmakta olan trafik kargaşasını, hava ve gürültü kirliliğini arttırır hale getirmiştir. Trafik kargaşasını ve gürültü kirliliğini arttırmak amacı ile; meydan kavşağında trafik akış yönü ve sayısı hesaplanmadan alt geçit düzenlenmiştir. Neticede bir kavşakta olmaması gereken bir sıkışıklık meydana gelmiştir. Ayrıca bu zafiyeti kapatmak için asfalta uyarı cihazları konulmak zorunda kalmıştır. Migros kavşağı ise ekonomik tasarruf ilkesinden uzakta; kelebek şeklinde yapılacağına alt geçit sistemi yapılmıştır. Vilayetin doğu ile batısını birleştirmek için yapılan tedbirler boşa çıkmasıyla beraber; batı ve doğu çevre yollarını hâla açamadık.
Yeşil alanların artması; halkın sağlığı ve şehrin gelişimi için önemlidir. Yeşil alanlar; Antalya da son 7 yıl içinde sadece iki katına çıkmıştır. Bu konudaki gelişmemizde Isparta ilini örnek almamız gerekmektedir. Yabancı sermayeyi şehrin merkezindeki yeşil alan yapılabilecek bölgeler gösterilerek hem sağlığımızı kaybedip, hem de sadece alış veriş mağazaları kurdurarak tüketici topluma gidişimizi arttırmaktayız.
İş yeri ve ev kazaları konusunda gerekli eğitim ve çalışmalar yapma yerine; tam gün yasası ile bu konudaki tecrübeli hekimlerimizi alanından uzaklaştırdık.
Antalya ve halkın sağlığındaki çevresel önlemleri alamadık. Şanslı bir şehir olarak doktor ve sağlık personeli sayımız; çoğu vilayetlere nazaran fazla olmasına rağmen; yıllardır süren aile hekimliği hezeyanı içinde; mevcut sağlık ocaklarını geliştiremedik ve yeterli dağılımı sağlayamadık. Şehir merkezinde; Otuzdört sağlık ocağı ve iki ana çocuk sağlığı, verem savaş dispanseri ile hizmete devam ettik. Önce; Üniversitelerimizde aile hekimliği ihtisası yapanları hiçe sayıp; yeterli eğitim almadan tüm hekimlerimizi aile hekimliği statüsüne çıkarmaya çalıştık. Eğitime gelenler yeterli yol masrafı, barınma ve harcırahları olmadığından bu işten vazgeçtiler. Aile hekimliği sisteminde; malzeme konusunda hekimleri ayrı bir külfiyat içerisine sokan ve dolayısı ile halkın sağlığını liberalizm karmaşasına atan bu sistem, sadece ilaç sarfiyatını ve acile başvuran hasta sayısını arttırdığı pilot bölge uygulamalarında görülmektedir.İleri dönemde; dış mihraklarca teşvik edilen etnisite karmaşası içine katılacağı ve maşa olacağı aşikârdır.İngiltere ve Amerika dan çıkan bu sistem Küba gibi küçük Ülkelerde rahatlıkla uygulanmıştır. Bu sistemin Türkiye gibi nüfus miktarı fazla, farklı sosyokültürel ve sosyoekonomik yapıya sahip olması sebebi ile uyum sağlayamamaktadır. 1995 Yılından beri uğraşılan aile hekimliği uygulaması, geldiğimiz 2010 Yılında 15 binli rakamlarda aile hekimliği uzmanı yaratılabilecekken; belirli yaşın üzerindeki hekimlerin eğitime tabi tutulmak istenilmiş ve bu yoldaki mâli bütçe daha da artmıştır.Hâla hazırda mevcut olan aile hekimi uzmanları 2. ve 3. basamak hastanelerde görevlendirilmiştir.Yeterli eğitim alamayan hekimler bu sistem içerisinde tekrar mâli bütçe ayrılarak; bilgisayar eğitimi ve sağlık Müdürlükleri ve tabip odaları tarafından eğitilmeye çalışılmıştır.Bu yetersiz eğitim ve dağılım neticesinde hastaneye yatmadan tedavi olabilen hasta popülasyonunun çoğu 2. ve 3. basamak hastanelerinin kapısında yığılmaktadır.
Bu karmaşa içinde şehrin iç kısımlardaki halkın sağlığını arttırmak, dolayısı ile anne ve bebek ölüm oranlarını azaltmak hayaldir.
Sağlıkta dönüşüm projesi ile Antalya ve çevresinde 22 tane özel hastane açılmıştır. 13 Tane devlet hastanesi mevcuttur. Özel hastanelerin bir kısmı; aylık sabit giderlerini karşılayamamaktadır. Bunun çözümünü de sağlık personeli maaşlarını ödemeyerek, sık sık personel değiştirerek karşılamaya çalışmaktadır. Hekimlerin ucuza çalışması safhasında tam gün yasası devreye girmektedir.
Siyasi endişelerden dolayı On milyon civarında yeşil kart dağıtılmıştır. Tabiki; SSK hastanelerin dağıtılması esnasında; SSK nın aldığı ilaç ve malzeme fiyatlarlı iptal olduğundan, kaldı ki SSK ilaçların ve tıbbi malzemelerin sürümü çok olanları, gayet ucuza mâl etmekte idi; SGK oluşturulması esnasında, bu fiyatlar baz alınmamış, yeşil kartlı hastalırında ilaçlarını ücretsiz almasından dolayı; Türkiye nin ilaç masrafı üçmilyar dolardan on üç milyar dolara çıkmıştır. Kaldı ki hekimlerin performans sistemi ile gerekli gereksiz hasta bakma ve operasyon yapma sistemi getirilmiş, ve hâla hazırda ABD de kişi başına ilaç tüketiminin yedi katına İngiltere nin ise 2,5 katına çıkmıştır. Bu aradaki farklar eczacıların sırtına yüklenilmek istemiştir. Kişi başına ilaç tüketimini daha da arttırmak ve ilaç ithalatını çoğaltmak amacı ile marketlerde ilaç satılması öngörülmektedir.Tüm Türkiye genelinde; 2 basamak sağlık hizmeti veren hastanelerin çoğu, 3. basamak haline getirilmeye çalışılmaktadır. Sağlıkta hizmet olarak; Antalya Eğitim Ve Araştırma Hastanesi 2009 yılında tedavi hizmetinde %60 azalma ve yirmi milyon zararla kapatmıştır. En hızlı ve ucuz tedavi seçeneği olan 2. basamak hastaneler; kendi kadrolarını yerleştirmek ve 2020 li yıllarda açığa çıkacak hekim sayısını kapatmak amacı ile, uygun sıtandartlarda hekim yetiştirmeme yolu tercih edilmiştir. Zaten giderek sıkıntı yaratan hekim sayısı Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi kurulduktan sonra emekli olan veya ayrılanlarla artmıştır.
Sonuçta çevre sağlığı ve koruyucu hizmetlerin sağlanmaması, yıllardır süren aile hekimliği karmaşası, SGK oluştururken izlenen yanlış politikalar, 2. basamak sağlık hizmetlerinin kaldırılması, özel hastanelerin kurulması amacıyla yapılan tedbirler, sağlıkta dönüşüm projesi ve bu projenin yanlışlıkları, tam gün yasası ile sağlık giderleri Oniki milyar dolardan kırkbir milyardolara çıkmıştır. İMF nin ısrarları ile hekim ve sağlık çalışanlarının maaşlarının azaltılması, ilaç masrafının eczacının sırtına yüklenmeye çalışması çözüm değildir.


DR. H.SERDAR ÇELEBİ

/hekbir/index.php?option=com_content&view=article&id=43&catid=43&Itemid=43 /hekbir/index.php?option=com_content&view=article&id=43&catid=43&Itemid=43 /hekbir/index.php?option=com_content&view=article&id=43&catid=43&Itemid=43 /hekbir/index.php?option=com_content&view=article&id=43&catid=43&Itemid=43 /hekbir/index.php?option=com_content&view=article&id=43&catid=43&Itemid=43 /hekbir/index.php?option=com_content&view=article&id=43&catid=43&Itemid=43

Son Dakika Haberleri


Warning: file_put_contents() [function.file-put-contents]: Only 0 of 20686 bytes written, possibly out of free disk space in /home/hekimbir/public_html/hekbir/libraries/simplepie/simplepie.php on line 8666

Warning: /home/hekimbir/public_html/hekbir/cache/e601d3edaee1ba4d692aa5810f98a707.spc is not writeable in /home/hekimbir/public_html/hekbir/libraries/simplepie/simplepie.php on line 1779

Warning: file_put_contents() [function.file-put-contents]: Only 0 of 62062 bytes written, possibly out of free disk space in /home/hekimbir/public_html/hekbir/libraries/simplepie/simplepie.php on line 8666

Warning: /home/hekimbir/public_html/hekbir/cache/fce3354c0ed991123588935dfe6df858.spc is not writeable in /home/hekimbir/public_html/hekbir/libraries/simplepie/simplepie.php on line 1779

Warning: file_put_contents() [function.file-put-contents]: Only 0 of 70601 bytes written, possibly out of free disk space in /home/hekimbir/public_html/hekbir/libraries/simplepie/simplepie.php on line 8666

Warning: /home/hekimbir/public_html/hekbir/cache/24deb5f2c6134cf0ace00bc7269d8bf4.spc is not writeable in /home/hekimbir/public_html/hekbir/libraries/simplepie/simplepie.php on line 1779