Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşımız sonrasında, Suriye Devleti ile ilişkilerimiz hiç olumlu geçmemiş, “Hatay meselesi” aramızda hep bir karaçalı gibi huzursuzluk kaynağı olarak kalmıştır. Özellikle İkinci Dünya Savaşı sırasında; içinde bulunduğumuz sıkıntılar fırsat bilinerek, devletimiz bir köşeye sıkıştırılmaya çalışıldı.
Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşımız sonrasında, Suriye Devleti ile ilişkilerimiz hiç olumlu geçmemiş, “Hatay meselesi” aramızda hep bir karaçalı gibi huzursuzluk kaynağı olarak kalmıştır. Özellikle İkinci Dünya Savaşı sırasında; içinde bulunduğumuz sıkıntılar fırsat bilinerek, devletimiz bir köşeye sıkıştırılmaya çalışıldı. Sürekli olarak topraklarımızdan pay istendi. Bu nedenlerle, çocukluk yıllarımda, Suriye hakkında kafamda olumsuz düşünceler yer etmişti. O dönemde, çizilen karikatürlerde Suriye horoz resimleri ile ifade edilir ve ulus olarak bu devleti küçümserdik. Oysaki, yakın komşumuz olan bu devletle aramızda, komşuluk yanında akrabalığa kadar uzanan yakın ilişkiler vardı. 1950-60 arasının TBMM Başkanı Refik Koraltan; Arap Ülkeleri’ne yaptığı bir gezi sırasında, bu yakınlığı dile getirebilmek için, “Arap kanı karışmamış Türk kanı yoktur” diye bir lâf etmiş ve bu sözler halkımızın büyük tepkisine yol açmıştı.
1960 yılında, eşimle birlikte, çok methini duyduğumuz Suriye’nin Kamışlı İlçesi’ni görmek için; Nusaybin Kaymakamlığı’ndan bir günlük pasavanla geçiş izni aldık. İlk ziyaret ettiğimiz yer Kaymakamlık makamı oldu. İhtişamlı makam odasının duvarında Mısır Devlet Başkanı Abdünnasır’ın dev bir portresi asılıydı. Çünkü o yıllarda Suriye-Mısır Ortak Cumhuriyeti vardı.
Kaymakam Bey’in “Mırra” ikramından sonra, yanımıza Türkçe bilen bir polis memuru kılavuz olarak verildi. Konuk ağırlama görüntüsü verilen bu jestin aslında yakın izleme amacı güttüğünü hemen anlamıştık. Bizimle çok yakından ilgilenen ve kenti gezdirirken bir taraftan da alışveriş yapmaya teşvik için, bizi kentin en lüks mağazalarına götüren bu polis memuru; tek bir sigara ve içecek ikramımızı kabul etmemiş, bütün ısrarımıza karşın bizimle yemeğe gelmeyerek, lokantanın kapısında beklemiş, sonra da gün kararıncaya kadar aç açına bizimle dolaşmıştı. Oysaki onunla aramızda çok sıcak ve nazik bir ilişki kurulmuştu. Alışık olmadığımız bu durum bana oldukça ilginç gelmişti. Bir ilçe olmasına karşın, çok modern bir kent görümüne sahip kılınan Kamışlı’ya, sınır komşumuz olarak önem verildiği ve büyük bir özen gösterildiği anlaşılıyordu. Burada, hiçbir olumsuzlukla karşılaşmadık, dostça ağırlandık ve iyi intibalarla ayrıldık.
Suriye’ye ikinci yolculuğumuz 1975 yılında oldu. Malatya’daki Ermeni kökenli vatandaşlarımızdan, Diş Hekimi olan arkadaşım Milkon’un düğünü için gittiğimiz Halep’te üç gün geçirdik. Bizi olağanüstü ağırladılar. Yer ayırttığımız otelden alıp evlerinde misafir ettiler. Sabahleyin, konuk olduğumuz evden çıkarken, geçtiğimiz sokağın köşesindeki elektrik direğinin, bir aracın çarpması sonucu devrilmiş olduğunu görmüştük. Akşam üzeri eve dönüşümüzde, o direğin yerine dikilmiş olduğunu görünce çok şaşırdım ve büyük bir takdir duygusuna kapıldım. Ertesi gün, biraz alışveriş yapmak istedik; beğendiğimiz bir ayakkabıyı aldık. Etiketin üstündeki ücreti ödediğimizde, mağaza sahibi; “Devlet vergilerde indirim yaptı” diyerek, bize, verdiğimiz paranın bir kısmını iade etti. Alışık olmadığım bu durum, bende, öncekinden daha da büyük bir şaşkınlık yaratmıştı. İşte o zaman, devlet otoritesinin, ülkenin yüzölçümü ve nüfusu ile orantılı olmadığına karar verdim.
O yıllarda Suriye Devleti’nin başında yıllanmış bir diktatör olan Hafız El Esad vardı. Bizimle uzlaşmaz tutumuna rağmen ülkesini iyi idare ettiği anlaşılıyordu. Nitekim Suriye Devleti, arkasında Amerika’nın büyük desteği olan İsrail’in emperyalist baskılarına ve tehditlerine boyun eğmedi ve
Birinci Körfez Savaşı sırasında, saldırgan emperyalistlere karşı ilkelerini savundu. Ancak, Hafız El Esad yönetiminin Türkiye’ye karşı olumsuz tutumu, iki devlet ilişkilerini kötü mecralara sürüklemiş ve sıcak çatışmaların olabileceği durumlara getirmişti. Özellikle, bölücü terör örgüt elemanlarının Suriye kamplarına yerleştirilmesi ve oralarda eğitilmeleri, komşuluk ilişkilerine uygun düşmüyordu. Bu yüzden, aramızda düşmanca duygular gelişmişti.
Hafız El Esad’ın ölümünden sonra, Türkiye – Suriye ilişkileri yeni bir boyut kazanmış bulunuyor. Bunda yeni Devlet Başkanı Beşar El Esad’ın olduğu kadar, sayın eşleri Esma Esad’ın büyük payı bulunmaktadır. Türk Halkı, Sayın Esma Esad Hanımefendi’yi Türkiye’yi ziyaretlerinde tanımıştı. Güzelliği, ağırbaşlı ama alçakgönüllü ve sıcak davranışları, modern giyimindeki şıklığı, Türk halkında kendisine karşı büyük bir beğeni kazandırdı. Günlerce dillerden düşmedi ve adeta gönüllerde taht kurdu. Bu ziyaretin çok önemli sonuçları oldu. Suriye ile Türkiye arasında uzun yıllardan beri yaşanan olumsuzluklar son buldu ve buzlar çözüldü. Teröre karşı ortak tavır alınmaya karar verildi. Sınırlarımız arasındaki mayın tarlalarının kaldırılarak, buraların verimli tarım alanlarına dönüştürülmesi için adımlar atıldı.
Başlatılan olumlu ilişkiler, Halep Stadı’ nın açılışı vesilesiyle Fenerbahçe ile El İttihat takımları arasındaki dostluk maçı ile daha da perçinleşmiş bulunuyor. Dileriz, bu iyi niyetli dostluk ilişkileri uzun yıllar devam eder. Önemli olduğuna inandığımız bu dostluk maçının getirdiği olumlu havaya Sayın Esma Esad’ın damgası vurulmuştur. Televizyonlarının başında, heyecan içinde maçı izlemekte olanlar, bir taraftan da Esma Esad’ın modern giyimini, zarif hareketlerini, yüzündeki gülücükleri; büyük bir beğeni ve özlem içinde izlemekten ve ona imrenmekten kendilerini alamamışlardır. Bir Arap ülkesinde, bu “Birinci Kadın”ın sergilediği görüntü; ilke ve inançların, beyin işi olduğunu, dış görüntülerin esaretine bırakılamayacağını, İslâmi kurallar açısından yadırganmadığını ve yargılanamayacağını ortaya koymaktadır. Sayın Esma Esad, bunu büyük bir incelikle sergilemiştir. Özellikle, Sayın Başbakanımızın eşlerini, ziyaretin başından sonuna kadar büyük bir zarafetle ağırlaması, şehir turu yaptırırken veya mağazalarda alışveriş yaparlarken oluşturdukları dostluk ilişkileri, hafızalardan silinmeyecek bir “İkili” yaratmıştır.
Sahip olduğu üstün kişiliğiyle Esma Esad Hanımefendi’nin, Uluslararası arenada ülkesine büyük yararlar sağlamış olduğunu düşünüyorum. Emperyalistlerin; Irak’a yaptıkları saldırı ve İran için düşündükleri şer planların: dünya kamuoyunda tepki yaratacağı dikkate alınarak, Suriye için çekinge oluşturduğuna ve bunda Sayın Esma Esad’ın büyük rolü olduğuna inanıyorum. Ülkesi, Sayın Esma Esad ile onur duymalıdır. Bu değerli ve kişilik sahibi hanımefendiye en derin saygılarımı sunuyorum.